Tartışma Kültürü Üzerine-1
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi.
asportas@cu.edu.tr
TÜRKİYE CEPHEDE SAVAŞI KAZANIYOR FAKAT MÜZAKERE MASASINDA
KAYBEDİYOR
Son günlerde ülkemizin doğrudan ilgi alanında olan Kıbrıs,
Irak, AB ile ilgili
hareketli konuları basında tartışan dış politika uzmanları ve
yazarları sık sık
"Türkiye cephede savaşı kazanıyor fakat müzakere masasında
kaybediyor" diyorlar.
Bu söz çok anlamlı ve üzerinde durulmaya değer nitelikte. Bir
ülkenin müzakere
gücü doğrudan ekonomik ve askeri güce bağlı olduğunu biliyor,
ancak konunun bir
diğer boyutunu tartışmak istiyorum o da müzakereci ve konuyu
tartışabilecek alt
yapıya sahip bireylerin yetiştirilmesi yani eğitime değinmek
istiyorum.
NE ARADIĞINI BİLEN TOPLUM DEĞİLİZ
Tartışma kelimesinin sözlük karşılığı "bir konu üzerinde,
birbirine aykırı olan
görüş ve kanıları karşılıklı olarak söyleyip savunma işi", bir
diğer ifade ise
"söz ya da yazı ile yapılan kavga" olarak ifade edilmektedir.
Tartışma
kelimesini toplum olarak çok kullanıyoruz, ancak derinliğini
ve önemini başta
eğitim kurumları olarak ne kadar biliyoruz ve uyguluyoruz?
Bundan emin değilim.
Ancak en azından üniversiteler gibi felsefi temelli bilim ve
araştırma
kurumlarının varlığı ve geleceğinin tartışma kültürüne
verdikleri öneme bağlı
olduğunu batı üniversite tarihlerinden biliyoruz.
Tartışma aynı zamanda bir konunun enine boyuna irdelenmelidir.
Bir şeyi
tartışabilmek için somut bir sorunun olması, bu soruna yönelik
bir amacın ve
hepsinden önemlisi de o konu hakkında bütünsel bir bilgi
birikimine sahip
olunmasıdır. Konunun bütünsel olarak diyalektik açıdan
irdelenmesi gerekir.
Konunun diyalektik açıdan irdelenmesi içinde bağımsız düşünme
yeteneğinin
gelişmesi gerekir. Bu konu ülkemiz insanın en ciddi
eksikliğidir. Hiçbir yetkili
bir altının bağımsız düşünmesini istemektedir. Yetki tek elden
toplandığı için
gerek sistem yapılsın gerek uygulamaya yapılan her eleştiri
veya görüş oluşumu
sistem dışı olarak kabul edilmekte ve hızla bastırılmaktadır.
Yetki kullanımı
olmayan ve sorumluluk alamayan kişi de iş yapamamakta ve fikir
geliştirememektedir. Bir bireyin bir konuyu karşısındaki biri
ile tartışabilmesi
için kişinin çok erken dönemlerde özgüven ile yetiştirilesi
gerekir. Maalesef
ülkemiz insanının büyük çoğunluğunda başta belirli
mevkilerdeki yetkililerde bu
eksiklik kendisini hemen göstermektedir. Bugün eğitim
sistemimiz çocukluktan
yetişkinlik sürecine kadar (hata bazıları yaşamaları boyunca)
sen bilmesin,
anlamasın, seni aşar, büyüklerin varken sana söz düşmez.
Ortaöğretim yılarında
sen ders çalış sınavı kazan adam ol. Derseler ezbere ve test
sistemine dayalı.
Kimse kitap oku kendini geliştir, hayatın sınavını kazan
demiyor. Liseden gelen
yetersiz alt yapı ve tartışmanın bilinmemesi üniversitelerde
de devam
etmektedir. Herhangi bir konuya farklı bir açıdan bakma,
kritik etmek ve sonuna
kadar savını kitlelerin önünde savunabilme şansı maalesef
üniversiteli öğrenciye
sunulmamaktadır.
EN BÜYÜK HAZİNE YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜDÜR
Bilgi toplumunun en önemli öğesi, sermayeden daha da önemli
unsur olarak
yetişmiş insan potansiyelidir. Yetişmiş insan potansiyeli de,
yalnız öğretilmiş,
elinde diplomaları olan dil bilen değil, aynı zamanda çok
boyutlu ve bütünsel
bakabilmen ve düşünebilin, özgüvenli bağımsız düşünebilen,
yaratıcı, evrensel
değer yargılarına sahip ve düşündüğünü doğru ifade edebilen
kişilerin
yetiştirilmesidir. Bugün gelişmiş batı toplumlarının biricik
hedefi ve rekabet
alanı yetişmiş insan gücünü elinde bulundurmadır. Beyin göçü
ve gücü bu
çerçevede değerlendirilmektedir. Bizim de ülke olarak 21.
yüzyıl eğitim
hedefimiz bu doğrultuda olmalı ve bu konuda taviz vermeden
kararlı bir politika
izlememiz gerekir.
ÜNİVERSİTELERDE TARTIŞMA VE ARAŞTIRMA KÜLTÜRÜ
ÖĞRETİLMEMEKTEDİR
Ülkemiz üniversitelerinde kâğıt üstündeki proje üretme ve
dönem ödevleri pek
yararlı olmamaktadır. Batılı üniversitelerde öğrenim gören
hocalarımız bilirler,
her hafta her derisin uygulaması varsa konu ile ilgili rapor
ve tartışma
istenir, yoksa dersi ile ilgili literatüre dayalı ödev
istenir. Bir şekilde
öğrenci bir konuyu nasıl ele alacağını her yönü ile inceler ve
kritik yapar. Bu
nedenledir ki batıda eleştirel bakış açısı tabii erken
dönemlerde ilköğretim,
orta öğretim ve nihayet üniversitelerde fikirlerin
tartışıldığı ortamlar olarak
gelişir ve olgunlaşır. Batı toplumlarında özellikle
üniversitelerde her tür
düşünce otorite tarafından şiddete dönüşmediği sürece
toleransla karşılandığı
gençlik kendini en iyi ifade edebilmektedir.
Bilgi paylaşıldıkça çoğalır öz değişi anlamlı. Tartışarak
zenginleşmek, her
düşüncenin karşıtını alarak analiz ve sentez yeteneğinin
gelişmesi çok
anlamlıdır. Olaylara farklı göz ile bakmasını bilmeyen kişi
önüne konulan her
şeyi sorgulamadan yemesine benzer. İnsan beyninin de böyle
çalıştığı
söylenmektedir. Uzmandalar insanın öğrenmesini kapasiteleri
faklı postane
şebekelerine benzetmektedirler. Ne kadar çok okunur ve
irdelenirse beynin
kapasitenin o denli arttığı ve olayları kavramaya o denli
vakıf olduğunu
belirtilmektedir.
Eğitim kurumalarımız mutlaka derslerde uygulamaya önem
vermeli, öğrencileri her
türlü ön yargıdan arî olarak tartıştırma ortamı sağlamalıdır.
Tek tek beyinler
durağan beyinleri yerine, çok sayıda kişinin tartışan ve ortak
akılın yaratacağı
etkinin büyüklüğü belki ülkemizin önünü açacaktır. Kim bilir.
Batıda gördüğümüz
"brain centre" veya "think-tank" merkezlerinin önemi çok açık.
Buralarda her
türlü düşünme ve tasarım beyin fırtınası anlayışı ile
sergilenmektedir.
ÜNİVERSİTE ARAŞTIRI, KİŞİ BİLİR
Kişiler "bilir", üniversiteler araştırı. Bilmek, ortaya çıkan
gerçek hakkında
yeterli bilgi edinmektir. Araştırmak ise, o güne kadar
belirlenmiş bir gerçeği
gün yüzüne çıkarmaktır; ya da bir bilginin yanlışlığını
kanıtlamaktadır. Bu
bağlamda araştırma yaparken ilgili bilim disiplinlerinden
yararlanmak ve
işbirliği yapmak gerekir.
Bilim yapmak için üzerinde çalıştığınız konuyu inceleme için
ön sezgilerin bilgi
birikimi ile bütünleştirip tartışılması gerekir. Bilimciler
olarak olaylara
geniş ve çapraz açıdan bakmayan kişilerin yeni buluş ve
dönüşüm yapma şansımız
var mı? Sorularını sormadan düşünmeden bilim yapılabilir mi?
Eğitim kurumlarında
otoritenin belirlediği resmi düşüncenin dışındaki düşünceler
zararlıdır diye
farklı düşünme ve ufukların gelişmemesi sonucu kişi profesör
bile olsa kendi
verilerini tartışamamaktadır. Ünlü matematikçimiz Prof. Dr.
Cahit ARF
"Üniversiteler gerçeklerin tartışılarak arandığı kurumlardır…
Tartışma olmayan
yerler üniversite değildir…" diyor.
Başta üniversiteler olmak üzere eğitim kurumlarımızın her
düzeyde tartışmalara
halen kuşku ile bakması yanında, her düzeyde bilimsel
konularda tartışma
geleneklerin olmaması ülkemiz insanının iyi müzakereci
olmamsına neden olmuş
olabilir. Maalesef bugün üniversitelerimiz kendi bilimsel
konularını
tartışmaktan uzak olduklarını görülmektedir. En büyük kanıtı
da bilimde evrensel
boyuta geldiğimiz düzeydir. Bu anlamda yaratıcı, eleştirel
bakmayı bilen kişiyi
bulmak, kaynak bulmak veya ayırmaktan önce gelmelidir. Başta
eğitim kurumaları
olmak üzere değişik kurumlara istediğiniz kadar mali özerklik
sağlansın eğer işi
yapacak kişi bilimsel düşünme, yaratma ve irdeleme yeteneğine
sahip değilse
eldeki para ve donanımın bir anlamı olmayacaktır. Buradan
çıkarılacak ders bizim
gibi ülkelerde yetişmiş nitelikli insan gücü yaratılması ve
bunların doğru yerde
kullanılması gerekmektedir.
Ülkemizin aydınlık geleceği, itaat eden insanlarla değil,
düşünen, irdeleyen,
düşündüğünü her koşulda ifade edebilen insanlara borçlu
olacaktır. Atatürk'ün
"Fikri hür, irfanı hür" nesil ancak o zaman ülkemizde değer
olacaktır. Avrupa
Topluluğuna ancak bu anlayışla gireriz ve muasır medeniyetler
seviyesini
yakalarız. Herkesin özgür düşünebilen, özgüvenli, bağımsız
karar verebilen,
yaşama bütünsel bakabilen insanlara sahip çıkması dileği ile.
Copyright2001HC
Bütün hakları saklıdır.H C şiirlerini izinsiz çoğaltmak Telif
Hakları Yasası
na muhalefettir Sitemizde
yayımlanan tüm eserler hak ve sorumluluklarıyla eser sahiplerine aittir